TİYATROYU NEDEN SEVİYORUM
Çünkü tiyatro öncelikle, düşünme ve düşündürme sanatıdır. Tembelliği öldürür. Uyuşuk beyinleri canlandırır. Üretime zorlar. Yenilik getirir. Kalıcı öğretir. İnsanın kendisini keşfetmesini sağlar. Hayatı sorgular, sorgulatır. İnsanı insana insanla anlatır!
En genel tanımıyla, yazılı ya da yazısız bir eseri, yaşamın bir kesitini ya da evreni, oyuncuların bedenleriyle ve kendine özgü kurallarla izleyiciye aktarma sanatı da denilebilen tiyatroya yıllardır çeşitli tanımlar yapılmıştır. Yine de "Tiyatro Nedir?" sorusuna verilen her bir yanıt, tiyatronun ancak bir yanını ortaya koyabilmiştir.
Çünkü tiyatronun bir yaşam ve insan bilimi olması nedeniyle doğa, yaşam, insanlar arasındaki ilişkiler, olaylar, gerçekler, çelişkiler, nedenler, sorunlar ve çözüm yolları, yaşanan kültür, geçmiş, bugün ve gelecekte olabilecekler, tiyatronun kaynağını oluştururlar. Buna bağlı olarak, yaşam değiştikçe, tiyatro da değişir, gelişir.
Tiyatro, insandan insana, aynı anda, karşılıklı aktarılan bir sanat dalıdır ve en büyük özelliğini bu GİZEMLİ alışverişi oluşturur. Bu öylesine bir "GİZEM"dir ki, aynı oyun aynı oyuncularla aynı seyirciye oynansa bile, her sergileniş farklı tepkiler alarak, .farklı oyun çıkmasına neden olur. Bu özellik ne sinema perdesi ne de resim tuvalinde vardır. İşte bu dolaysız etkileşim tiyatroyu hem oyuncu, hem de seyirci için “BÜYÜLÜ” kılar. “Bir kez sahne tozu yutuldu mu artık vazgeçilmez" olması da bu büyüdendir. İnsanları böylesine etkilemesi nedeniyle, tarihte halkı yönetirken tiyatroya büyük işlevler yükleyen hükümdarlara rastlanmaktadır. Öyle ki tiyatronun çıkış amaçlarından biri bireyin iç direncini geliştirmek ve topluma düzenli bir şekilde katılmasını sağlamaktı.
Tiyatro sanatının konusu, insan, dünya ve evren derinliğindeki geniş alanları işlediğinden, bu denli geniş kapsamlıdır. Oyunların kaynağıyla doğru orantılı olarak, halkın geleneklerini, sosyal yaşamını, şarkılarını, masallarını, destanlarını, çatışmalarını, devinimlerini, sorunlarını, doğayla ve birbirleriyle ilişkilerini, çelişkilerini, kısaca yaşamın kendisini kapsar.
Tiyatro sanatının bu bütünselliği, onu gerçekleştirirken yararlandığı diğer sanat dallarının çeşitliliğinde de görülür. Örneğin bir oyunun dekoru yapılırken resim veya heykel (yontu) sanatından, fotoğraftan duyguların verilmesinde, konu işlenmesinde müzikten, şiirden; sahne düzenlemesinde (Koreografi), danstan, pandomimden; oyunda yeri varsa gölge oyunundan; spordan; hatta sinema sanatından yararlanılır; ayrıca halkbilim, ruhbilim, eğitbilim, tarih, dilbilim ve felsefe gibi bilimler de tiyatronun doğrudan kapsamında bulunur tüm bunlar tiyatroyu hem zenginleştiren, hem de vazgeçilmez olarak tamamlayan güçler olarak rollerini alırlar. Böylece bu güçler sergile¬nen oyunda bilinçle, uyumla, gerekli düzenleme ve özenli vurgularla; estetik kaygıları yitirmeksizin birleştirildiğinde, sanatlarının en doruk noktalarına ulaşabilirler.
Tiyatronun asıl işlevi, bizim dışımızda zaten var olan doğanın dönüşümüne, gelişimine etki yapabilmektir; bu dönüşümü insanlar aracılığıyla hızlandırmaktır. Çünkü tiyatro dünyayı değil, onu değiştirecek olan insanı değiştirir. Bunu yapabilmek için insana içinde yaşadığı toplumu, olayları, olguları, estetik sanatsal değerlerle yansıtarak dolaylı anlatımla göstererek düşünmesini sağlamaktadır. O nedenle oyunlarda kaba söylemlerden kaçınmalı, sanatın BÜYÜLÜ etkisini olabildiğince estetik değerlerle yapılandırarak; yeni sorular, yeni düşünce açılımları yaratacak oluşumlara özen gösterilmelidir. Tiyatro ne salt bir eğlence aracı, ne de salt slogan olmamalıdır, yoksa tiyatro olmaktan uzaklaşır. Çünkü bir şeyin sanat olabilmesi için kendini oluşturan temellerle birlikte var olması gerekmektedir.
Tiyatro sanatı aynı zamanda dönüşüme de olumlu katkı ise bir düşünürün “Birşeyi değiştirmek isteyenler, önce onu tüm yanlarıyla tanımalıdırlar.” yaklaşımından yola çıkarak, ister amatörce isterse profesyonelce olsun, yapılan iş tekniğiyle, temel yanlarıyla, tarihsel uygulamalarıyla, özgün ve evrensel yanlarıyla kavranmalı ve yenilikle getirilecek denli olayın bütünselliğine egemen olunmalıdır Çünkü tiyatro hem birden fazla insanın emeğiyle ortaya çıktığı için, hem de insan-doğa gerçeğine yönelik olduğu için toplumsaldır ve topluma karşı yükümlüdür. Bir Alman yönetmenine göre de “Tiyatro, seyircisine karşı bu sorumluluğuyla, yaşayanı, güncelliği aktarmalı, toplumsal gelişmeler ve evrensel doğrular içerisinde insanların nabzını tutabilmelidir. Ancak bunu yaparken, toplumbilimsel verileri göz ardı denge tutulmalıdır. Hedef kitlelerle ve olaylara uysun eserlerle yola çıkılmalı, ne çok uçlarda ne de yaşananların gerisinde olunmamalıdır.
Tiyatronun insanda insana yapılması nedeniyle günümüz¬deki işlevi ve önemi bir kat daha artmıştır. Çağımız iletişim araçlarının hızla gelişimiyle insanların birbirleriyle ilişkilerinin kopma derecesinde azalması, önemli bir ÇELİŞKİ’dir. Teknolojinin sunduklarıyla yalnızlaştırılan insanlar, paylaşımcı olmaktan yapan olmaktan uzaklaştırılıyorlar ve kendi dışında olanlara seyirci kalıyorlar. Ancak, yapısı gereği toplumsal özü taşıyan insan için eylem dışı bırakılmak, kendinden uzaklaştırılmak; kendine yabancılaştırılmaktır. İşte toplumsal bir eylem olan tiyatro, insanın karşısına bu dönemde, her zamankinden daha da önemli bir seçenek olarak dikilmektedir. Bu nedenle olabildiğince bölgesel tiyatrolar, okul tiyatroları ve AMATÖR RUHLA PROFESYONELCE sloganlarıyla yola çıkan kültür-sanat merkezleri kurulmalı, desteklenmelidir. Çevremizdeki insanların hiç olmazsa oyun seyretmeleri sağlanmalı, çocuklara tiyatrolar sevdirilmeli ve çocuk oyuncular yetiştirilmelidir.
ALINTI=ÇOK SEVDİĞİM BİR DOSTUMUN MAKALESİ
FİSİO
Son yorumlar
1 hafta 15 saat önce
2 hafta 5 gün önce
2 hafta 5 gün önce
3 hafta 3 gün önce
3 hafta 3 gün önce
5 hafta 1 gün önce
5 hafta 1 gün önce
5 hafta 5 gün önce
5 hafta 5 gün önce
7 hafta 3 gün önce